Karne öncesi ailelere uyarı
Milyonlarca öğrenciyi karne heyecanı sararken, uzmanlar büyük beklenti içinde bulunan aileleri uyarıyor:
"Zayıf getiren çocuğunuzu bir başka öğrenciyle kıyaslama yanlışına düşmeyin."
Milyonlarca öğrenciyi karne heyecanı sararken, uzmanlar büyük beklenti içinde bulunan aileleri uyarıyor:
"Zayıf getiren çocuğunuzu bir başka öğrenciyle kıyaslama yanlışına düşmeyin."
| İradeli ve direnişli insanlar, genellikle dünya görüşü gelişmiş insanlardır, diğer bir deyimle insandaki irade gücü ve olumsuzluklar karşısında daha dayanıklı olması onun bilinci ve inancıyla bağlantılıdır. |
Gerçek şu ki “İrade” olarak adlandırdığımız güç, insanın fıtri bir özelliği değildir; yani hiçbirimiz, güçlü veya zayıf bir iradeyle doğmuyoruz. İrade, insanların daha sonra kazandıkları ve zamanla güçlendirdikleri veya güçsüzleştirdikleri bir özelliktir. Yaşadığımız hayat şartları ve bulunduğumuz ortamlar, bizdeki iradenin oluşması veya değişime uğraması yönünde oldukça etkilidir.
Söz konusu bir çocuk olduğu zaman, irade konusu da farklılık kazanıyor; bir çocuk, sizin dünya görüşünüze sahip değildir ve sizin gördüğünüz dünyayı tamamen farklı bir şekilde görüyor, sizin gibi olayların ilerisi veya gerisini göremiyor dolayısıyla sizin sahip olduğunuz irade gibi bir iradeye de sahip değildir. Dolayısıyla çocuklarınızın sizin gibi azimli olmamaları, onlardaki bir eksikliğin belirtisi değildir.
İradeli ve dayanıklı insanlar, genellikle dünya görüşü gelişmiş insanlardır, diğer bir deyimle insandaki irade gücü ve olumsuzluklar karşısında daha dayanıklı olması onun bilinci ve inancıyla bağlantılıdır. Bu dünyanın gelip geçici olduğuna inanan bir insan, rahatlıkla dünya zevklerinden uzak durabilirken her şeyin sadece bu dünyadan ibaret olduğunu düşünen birisi asla bu zorluklara göğüs geremiyor. İmanlı askerlerin savaş meydanında hiçbir engel tanımaması da bundan kaynaklanıyor.
Çocuklarda ise bu tür konular direkt olarak söz konusu değildir; çocuklar, gördüklerinin ötesini sizin gibi göremezler, onlara gelecekle ilgili şeffaf bir tablo çizemezsiniz. Örneğin derslerine iyi çalıştığı takdirde ne tür bir geleceğe sahip olabileceğini ve bunu yapmadığı takdirde ise nasıl zorluklara katlanacağını tam olarak ona anlatamazsınız. Ama bütün bunlarla birlikte birkaç basit ama hassas konuya dikkat ettiğiniz takdirde karşınızda azimli bir çocuk görebilirsiniz.
Çocuğunuzun iradesinin şekillenmesi için gerekli olan malzemeler bunlardır:
1- Belirli bir hedef ve amaç
2- Belirlenen hedefin, korunması
3- Yetenekleri gözetmek (hedefin belirlenmesi doğrultusunda)
4- Yetenekleri gözetmek (isteklerini erteletmek konusunda)
5- Yetenekleri gözetmek (dayanıklılık konusunda)
6- Yetenekleri gözetmek (etkileşim ve kopyalama konusunda)
Bir baba veya anne olarak yaptığımız en yaygın hatalardan birisi çocuklarımızın ısrarı karşısında sabır göstermemek ve kısa bir ısrardan sonra çocuğumuzun istediğini yerine getirmektir. Örneğin çocuğunuz sizinle birlikte park’a gitmek istiyor veya bilgisayarda oyun oynamasına müsaade etmenizi istiyor ve siz de şu an için bunların uygun olmayacağını düşünerek, “hayır şimdi olmaz” yanıtını veriyorsunuz; örneğin şöyle diyorsunuz: “önce ev ödevlerini yap daha sonra park’a gideriz veya daha sonra bir saat oyun oynaya bilirsin”. Ama çocuğunuz ısrarla şimdi park’a gitmek istediğini veya bilgisayarda oyun oynamak istediğini söylüyor ve hatta ağlamaya başlıyor. İşte burada birçok anne ve baba geri adım atıyor ve çocuğunun isteğine teslim oluyor.
Bu eylem, birkaç yanlışı da beraberinde getiriyor, diğer bir deyimle çocuğunuza birkaç zarar veriyor. Çocuğunuz, artık her istediğini ısrar yoluyla almaya başlıyor ve en kötüsü, kararlı olmak konusunda da farkında olmadan sizi örnek alıyor, böylece sabretmesi gereken zorluklar karşısında çok çabuk direncini kaybedebiliyor ve zorluklarla uğraşmak yerine onlardan kaçmayı tercih ediyor. Kısacası sizin bu davranışınızın yan etkileri sandığınızdan çok daha tehlikelidir.
Gerçek şu ki hiçbir araba frensiz olamadığı gibi hiçbir irade de frensiz olamaz, sizin çocuğunuz, istekleri doğrultusunda hiçbir sınır ve engel tanımıyorsa ve hiçbir şey onu durduramıyorsa, bu onun iradeli olduğunu göstermez. Çocuk, kendisine bir hedef belirtmesini ve o hedefe doğru hareket etmesini öğrendiği zaman, iradeli bir çocuktur.
Çocuklara yönelik yaptığımız yaygın hatalardan bir diğeri ise onlardan fazlasını beklemektir. Örneğin dört yaşında bir çocuğunuz var ve sizin gibi düzenli olmasını bekliyorsunuz; zamanında yemek yiyecektir, zamanında uyuyup kalkacaktır, oyuncakları yerli yerinde olacaktır ve saire. Unutmayın, o daha dört yaşında ve sizin sahip olduğunuz birçok bilgiye sahip değildir. Dolayısıyla onu düzenli bir hayata alıştırırken sıkıştırmanızın ve hatta bazen cezalandırmanızın hiçbir haklı yönü yok.
Buna karşılık bazı ebeveynler de çocuklarını tamamen bir serbestlik ve özgürlük içerisinde büyütmeğe çalışıyorlar ve hiçbir olumlu alışkanlık yönünde çaba göstermiyorlar. Örneğin çocuklarının bütün yanlış hareketlerini “o daha çocuktur” diyerek doğal karşılıyorlar.
Bu da başka bir yanlıştır, o daha çocuk olabilir ama onun yerine bütün işlerini, siz yapıyorsanız, o böyle alışacaktır ve her zaman bunu, sizin bir göreviniz gibi algılayacaktır. Evet, dört yaşında olabilir ama en azından oyuncaklarını toplamasını baskı yapmadan güzel bir dille isteyebilirsiniz.
Çocuğunuzun gelişmiş bir iradeye sahip olmasını istiyorsanız onun yaşını göz önünde bulundurarak bir düzen’e alıştırmalısınız; yani çocuğunuz, neyi ne zaman yapacağını bilmelidir örneğin ne zaman ders çalışması gerektiğini ne zaman oynayabileceğini ve ne zaman yemek masasında bulunması gerektiğini açıkça bilmelidir.
Günlük hayatında belli bir düzene tabi olan çocuklar diğer çocuklara oranla çok daha kolay eğitilebilir ve kişiliklerine şekil verilebilir.
Çocuğunuza bir aile hissini kazandırmanız size bu yönde çok yardımcı olacaktır dolayısıyla evle ilgili bazı sevdiği ve ilgi duyduğu sorumlulukları üstlenmesi çok faydalı olacaktır örneğin çiçeklerin sulanması, sofranın kaldırılmasına yardım etmesi ve saire.
İrade oluşumundan sonra yapılması gereken en önemli ve en hassas iş, oluşan iradeyi geliştirmektir. İradeli çocuğu tanımlarken, “belirli bir hedefi olan ve o hedef’e doğru kararlı bir şekilde ilerleyen” çocuktan bahsettik; çocuğunuzu bu seviyeye ulaştırabilen ebeveynler, bu akışın zamanla çocuklarının iradesini daha da geliştireceğinden ve ideal seviyeye ulaştıracağından emin olabilirler, yeter ki çocuğun iradesini zedeleyecek eylemlerden kaçınsınlar.
İradeyi zedeleyen en önemli ve maalesef en yaygın hatalardan birisi, ebeveynler arasındaki anlaşmazlık veya iletişim kopukluğudur; şöyle ki örneğin siz bir baba olarak oğlunuzun bir iş yapmasını istiyorsunuz (örneğin ev ödevlerini) ama annesi bunu yapmayabileceğini ve arkadaşlarıyla oynayabileceğini söylüyor. Bu tür davranışlar çocuğunuzu ikiyüzlü olmak ve hilekârlıkla tanıştıracaktır. Çocuğunuzun yaşı küçük ise durum daha da vahimleşiyor ve çocuğunuz duygusal boşluk yaşayabiliyor, doğal olarak da bunun zararları size dokunuyor zira duygusal yönden tatmin olmayan küçük yaştaki çocukların verdiği zorluklar, söylemekle bitmeyen türden zorluklardır.
Burada baba ve annelerin, (büyüklerin) dikkat etmesi gereken en önemli konu, aralarındaki anlaşmazlık veya iletişim kopukluğunu kendi aralarında çözmek veya en azından çocuklara yansıtmamaktır. Çocuğunuz, sizi bir bütün olarak görmeli ve bu şekilde benimsemelidir, ancak bu şekilde kendisini güvende hissedebilir ve ancak bu şekilde ileriye dönük sağlam ve kararlı adımlar atabilir.
Verdiğiniz sözlerde durarak doğru olmayı çocuğunuza öğretin ve yerine getiremeyeceğiniz sözler vermek yerine yapabileceğinizden emin olduğunuz sözler vermeği tercih edin ve mutlaka verdiğiniz sözleri yerine getirin. Bu şekilde çocuğunuz size güvenebileceğini öğrendiği gibi verdiği sözlerde durmasını da öğrenecektir.
Çocukluk yılları çocuğunuzun iradesine şekil verebileceğiniz en uygun yıllardır dolayısıyla bu yılları değerlendirerek gelecek için iradeli azimli ve kararlı bir insan yetiştirebilirsiniz. Unutmayın ki her zaman, hata yapmamak o hataları düzeltmekten çok daha kolaydır; dolayısıyla çocuk eğitimiyle ilgili bilgilerinizi genişleterek çocuğunuzu daha sağlıklı bir şekilde eğitebilirsiniz.
Büyük üstat, Şehit Murtaza Mutahhari şöyle yazıyor: “Eğitim, canlı bir varlığın sahip olduğu yetenekleri ortaya çıkarmaktır dolayısıyla eğittiğiniz kişinin sahip olduğu yetenekleri açığa çıkarmaya çalışın.” (daha fazlasını değil)
Bütün insanlar, özgür iradeyle hayatlarına şekil veriyorlar, dolayısıyla iradesiz bir insan söz konusu olamaz.
Son olarak, çocuğunuzun iradesini geliştirirken göz önünde bulundurmanız gereken önemli konuları sıralamak isterim.
1- Ebeveynlerin, çocuğa yönelik ve kendi aralarında olan diyaloglarında, “farklılık” olmamalıdır.
2- Çocuğunuza karşı, doğru olmalısınız.
3- Onun özgürlüğünü zedeleyecek ve kişiliğini incitecek davranışlardan kaçının.(örneğin fiziki şiddet veya arkadaşları yanında küçük düşürmek)
4- Çocuğunuza sorumluluk verin. (size basit gelse bile)
5- Çocuğunuzun yardımlaşma ruhunu geliştirin. (örneğin oyuncaklarını paylaşması)
6- Çocuğun yanında irade zayıflığını gösteren davranışlardan kaçının.
İlköğretim
okulları 3’üncü sınıflara dağıtılan ‘İlköğretim Matematik 3 Öğrenci
Çalışma Kitabı’nda yer alan mantık sorusu tartışma çıkarttı.
MİLLİ
Eğitim Bakanlığı tarafından ilköğretim okulları 3’üncü sınıflara
dağıtılan ‘İlköğretim Matematik 3 Öğrenci Çalışma Kitabı’nda yer alan
mantık sorusu tartışma yarattı. Bu sorunun ilköğretim üçücü sınıf
öğrencileri için ‘kazık soru’ olduğu belirtilirken, Konya İl Milli
Eğitim Müdürlüğü, konuyu Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu'na
iletme kararı aldı.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından İlköğretim Okulları için, Hülya Nalan
Mamaç, Nevzat Ünsal ile Fatma Derya Yavuz’un yazdığı yeni müfredata
göre hazırlanan İlköğretim 3’üncü sınıf Matematik Öğrenci Çalışma
Kitabı’nın 85’inci sayfasındaki soru dikkat çekti. Kitapta, ‘İlginç’
başlığıyla verilen soru şöyle:
“Levent ve Bülent
oğullarıyla balık tutmaya gittiler. Levent oğlunun tuttuğu balığın iki
katı kadar balık tuttu. Bülent de oğlunun tuttuğu balığın iki katı
kadar balık tuttu. Toplam 21 balık tutulmuştu. Levent’in oğlunun adı
Mert’ti.
- Bülent’in oğlunun adı nedir?
- Her biri kaç balık tutmuştur?”
TALİM TERBİYE KURULU'NA İLETİLDİ
Konya İl Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin, yeni müfredatta ezberciliğin
yerine çocukların araştırmaya yönelik bir eğitim görmelerinin
hedeflendiğini söyledi. Kitapta yer alan ‘kazık soru’ ile ilgili
uzmanlarla değerlendirme yaptıklarını belirten Halil Şahin şunları
söyledi:
“Sorunun soruş şekli, rakamların içerisinde verilen bilgiler, bir
babanın evladının isminin ne olup olmadığı yok. Herkesin soruyu görür
görmez cevabı şu diyeceği bir şey yok. Arkadaşlarımızla toplanıp konuyu
Talim Terbiye Kurulu'na iletme kararı aldık.”
2010
yılında ÖSS'de yapılacak köklü değişiklikler konusunda önerilen
sistemin ayrıntıları netleşmeye başladı. Yeni sistemde öğrencilerin
kaderini 195 dakikalık tek sınav belirlemeyecek. Öğrenciler temel
sınavın yanında 2 haftaya yayılan 4 farklı dersin testleriyle
karşılaşacak, çözdükleri testlere göre bölümlere yerleşecek.
Önceki
gün YÖK Genel Kurulu'nda ele alınan sistemde öğrenciler, nisan ve
haziran aylarında olmak üzere iki aşamalı sınava girecek. Nisan ayında
temel bilgilerin yer aldığı sınavda belirlenecek barajı geçenler
haziran ayındaki sınavlara girecek.
YÖK'ün önündeki yeni sistem şöyle:
l
Nisandaki sınavda öğrencilere basit düzeyde Matematik, Türkçe, Fizik,
Kimya, Biyoloji, Tarih, Coğrafya, Felsefe, Psikoloji soruları
yöneltilecek.
l Haziranda 2 haftaya yayılan 4 farklı ders testi
öğrencilere uygulanacak. Bu testler; 'Matematik', 'Edebiyat', 'Fen' ve
'Sosyal' testlerinden oluşacak.
l Matematik okumak isteyenlerin sadece bu teste girmesi yetecek. Fakülteler hangi testlere göre öğrenci alacağını açıklayacak.
l
Moleküler Biyoloji ve Genetik okumak isteyen bir öğrenci 'Matematik' ve
'Fen' testini çözecek. Fen testi içinde yer alan 'Biyoloji' sorularının
standart sapmaları da farklı hesaplanacağından 'Biyoloji' sorularının
önemi artacak.
l Yabancı Dil bölümlerinde okumak isteyenler 2 haftalık sınavın haricinde 3'üncü hafta ayrı bir Yabancı Dil Sınavı'na girecek.
l
Meslek lisesi öğrencileri de genel lise öğrencileri ile aynı şartlarda
sınava girecek. 2 yıllık Meslek Yüksek Okulları'na sınavsız geçiş hakkı
kaldırılacağından meslek liseliler 'Temel' düzeydeki sınavın ardından
puanlarına göre 2 yıllık fakültelere de yönelebilecek.
l 4
yıllığa gitmek isteyen meslek lisesi öğrencilerinin önü de
kapanmayacak. Meslek liseliler, 4 teste girerek mezun oldukları alan
dışında istedikleri bölümlere yerleşebilecek.
Örneğin, bir teknik
lise makine, motor gibi bölüm öğrencisi, 2 yıllık okumak isterse sadece
'Temel' düzey sınavına girip üniversiteye yerleşebilecek. 4 yıllık
bölüme gitmek isterse 2'nci aşama sınava girecek. Hangi bölümü okumak
istiyorsa o bölümle ilgili belirlenen testi çözecek. İsterse 4 testi de
çözüp bölüm hakkını artıracak.
l İmam hatip lisesi öğrencileri
de istedikleri bölüme istedikleri testi alarak gitme hakkına sahip
olacak. 28 Şubat öncesi dönemde imam hatip öğrencilerinin de arasında
olduğu meslek lisesi öğrencileri istedikleri alanlarda tercih
yapabiliyordu.
2010'a yetişir
l ÖSYM
Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan: Sınavlar, iki haftaya yayılacak.
İlkine girenler, taban puanı geçtiklerinde 2. sınava da girme hakkı
kazanacak. Öğrenci, 'Ben Matematik ve Edebiyat testlerini
yanıtlayacağım' diyebilecek. Bir başka öğrenci de 'Ben bütün testlerde
şansımı deneyeceğim' deme hakkına sahip olacak. Ama mantıklı olan Fen
bölümü mezunu bir öğrencinin Fen testini yanıtlamasıdır. Sözel bölüm
mezunu öğrenci, 'Ben Fen testini çözeceğim' derse o konuyu daha önce
öğrenmediği için sıkıntı yaşayabilir. Ayrıca bu sistemde ortaöğretim
başarı puanının sınav puanlarına belli bir şekilde eklenmesi gerekir ki
o konu konuşulmadı, o ayrı bir boyutudur. Fakültelerin ihtiyaçlarına
göre çok sayıda puan türü tanımlayabiliriz. Birisi mesela Fen testi
içinde yer alan Kimya puanına daha ağırlık verir, biri Fizik
sorularına. Kabul edilirse sistemi 2010'a yetiştiririz.
| Milli Eğitim Bakanlığı ile Türkiye Futbol Federasyonu arasında 'okul futbolunun geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına' ilişkin işbirliği protokolü Beşevler'deki Başöğretmen Salonu'nda imzalandı. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, ilk ve ortaöğretimde 15 milyon öğrencisi bulunan Türkiye'nin genç nüfusa sahip olduğunu hatırlatarak, böyle bir ülkede sporun önemine dikkati çekti. Çelik, "Sadece futbolun heyecanını duyan değil, sporun enerjisini içinde yaşayan bir gençlik istiyoruz." dedi. Spor altyapısının yeterli olmadığını ancak bakanlık olarak mesafe kat ettiklerini anlatan Çelik, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı 11 bin 577 çok amaçlı salon bulunduğunu söyledi. Spordan sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu da yaptığı konuşmada, tek amaçlarının nitelikli gençler yetirmek olduğunu dile getirdi. Bakan Başesgioğlu, "Protokole güzel sözler yazmak yeterli olmuyor. Mesele savaşmak, icraat yapmak, yürümek, meydan okumak. Bunu yapacak gücümüz var. Eğitilmeyi bekleyen gençlerimiz var. Nüfus bilimciler bizi uyarıyor. 30-35 yıl sonra genç nüfusun tükeneceğini söylüyorlar. Bu fırsatı değerlendiremezsek geri dönüşü olmayacak." ifadelerini kullandı. Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener ise bu projeyle okul futbolunun, futbolun gelişiminin önündeki engelleri kaldıracaklarını kaydetti. Konuşmaların ardından, işbirliği protokolünü, spordan sorumlu Bakan Murat Başesgioğlu, Bakan Çelik ve Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener imzaladı. zaman |
15 milyon öğrenci, 10 Kasım dışında ilk kez Gazze için saygı duruşu yaptı.Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, ilk ve orta dereceli okullara yönelik 'Filistinde hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşu' genelgesi, 46 bin okulda uygulandı. 81 ildeki 15 milyon öğrenci saat 11.00'de saygı duruşunda bulundu. Uygulama 'ilk olma' özelliği taşıyor. Okullarda bugüne kadar sadece 10 Kasım'larda saygı duruşu düzenleniyordu. Saygı duruşu, tartışma da yarattı. Türk-Eğitim Sen destek verirken, diğer sendikalar, uzmanlar ve eğitim çevreleri tepki gösterdi. Sendikaların uygulamaya ilişkin görüşleri özetle şöyle:
OLUMSUZ ETKİLENİRLER
Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksek Adıbelli: 7-8 yaşında çocuklar ne yaptığını bilmiyor. Bakanlık tribünlere oynuyor. Bu eylemler olumsuz etkiler. Çocuklar İsrail-Filistin nedir bilmiyor.
'ÖLÜMÜ' BİLMEYEN VAR
Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç: Gazze'de yaşananlar insanlık dramıdır. Ancak ölümü bilmeyen çocuklar var. Onlar için ön anlatım yapılmalıydı. Çocukların konuyu sürekli gündemlerinde tutmasına neden olur.
ÇOCUKLAR TANIMALI
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk: MEB'in tavrı yanlış değil.Çocuklar insanlık suçu işleyenleri bilmeli.Terör anlayışı ile hareket eden ülkeler deşifre edilmeli.
LİSELERLE SINIRLI OLMALIYDI
Psikiyatr Doç. Dr. Erol Göka, ise şunları söyledi: Bilim adamı olarak soru işaretlerim var. Çocuklara ne yaptıkları çok iyi açıklanmalı. Bir bilimsel kurula danışılsa daha iyi olurdu. Eğitimde evde olan ile okuldaki birbirini tutmalı. Bazı ailelerde konu hiç açılmıyor olabilir. Ölüm kavramı netleşmemiş çocuklar var. Bu kavram 10 yaşında netleşmeye başlar. Karar alınmasa ya da liselerle sınırlı tutulsa daha şık olurdu. İlkokula itirazım var.
Kimse yanlış zemine çekmesin
MİLLİ Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, uygulamayla ilgili olarak '15 milyon Türk öğrencisi dayanışmasını ortaya koydu, demokratik tepki ifade edildi. Kimse yanlış zemine çekmesin'' dedi. Genelgeyle resim ve kompozisyon yarışması açılmasını istediklerini de belirten Çelik, vazgeçildiğini söyledi.
YARIŞMALAR İPTAL EDİLDİ
Çelik şöyle konuştu: Bazılarının antisemitist propaganda haline getireceği endişesiyle, yarışmalardan vazgeçtik. Saygı duruşu yapıldı. Bir milletin veya bir din mensuplarının hepsinin aynı kategoriye sokulmasına karşıyız. Taril boyu Türkiye'deki Yahudi vatandaşlarımızla huzur içinde yaşadık, yaşıyoruz. İsrail'in sergilediklerinde, Yahudi vatandaşlarımızın günahı yok.
ANTİ-SEMİTİZM İNSANİ DEĞİL
Dolayısıyla anti-semitizim insani bir şey değil. Topyekun Yahudi karşıtlığı anlamına gelecek eylemlerden kaçınılması gerekiyor. Ancak İsrail'in saldırılarına seyirci kalmamız söz konusu olamaz. İsrailli çocuklara böyle bir şey yapılırsa, onlar için de saygı duruşunda bulunuruz. Kimse farklı zeminlere çekmesin. Çelik, uygulamanın ilk olduğunu hatırlatılması üzerine de 'Her şeyin bir ilki vardır'yanıtını verdi.
AKŞAM
| Gözümüzün 2 boyutlu olarak gördüğü nesneleri beynimiz nasıl üç boyutlu olarak algılamatadır? 3 boyutlu algının nasıl oluştuğunu araştırmak için yapılan bilimsel çalışmalar, beynin hangi mucize özelliklerini ortaya çıkarmıştır? İki gözümüzün olması, gördüğümüz bir objeyi 2 farklı açıdan algılamamızı sağlar. Gözler arasındaki aralık 5 santimetreden biraz daha fazla olduğu için iki retinada oluşan görüntüler birbirlerinden farklıdır. Bir objenin, iki farklı açıdan elde edilen görüntüleri beynin görme merkezinde birleştirilir. Üçüncü boyut algısı da beyinde devreye girer ve böylece insan bir objenin görüntüsünü üç boyutlu görür. Üçüncü boyutu, bilinenin aksine, doğrudan gözler sağlamaz, beyin sağlar. Üçüncü boyut bir algıdır ve bütün algılama işlemleri beyin düzeyinde gerçekleşir. Bu sayede derinlik ve cisimler arasındaki mesafe algılanır. Dış Dünya 3 Boyutlu Değildir Eğer iki gözde, ayrı ayrı oluşan görüntüler, beyinde tam olarak birleştirilmeseydi dünyayı çift ve iki boyutlu görecektik. Bu da şu gerçeği ortaya çıkarmaktadır; dış dünya üç boyutlu değildir. Herşey aynen bir sinema perdesinde olduğu gibi, iki boyutludur. Bu iki boyutlu görüntüden, her bir gözümüz için birer adet mevcuttur. Gözlerimizden bir tanesi aynı nesneyi belli bir açıdan iki boyutlu olarak görürken diğer gözümüz aynı nesneyi farklı bir açıdan iki boyutlu olarak görür. Bu olağanüstü bir durumdur, çünkü; bugüne kadar gördüğümüz herşey yani vücudumuz, evimiz, arabamız, arkadaşlarımız kısaca herşey birbirinin aynısı olan iki boyutlu, iki görüntüden oluşmaktadır. Bu bilimsel gerçek 1848 yılında İngiliz fizikçi Charles Wheatstone tarafından ortaya çıkarılmıştır. Derinliği algılamanın mantığı üzerine araştırma başlatan Wheatstone, stereoskopik görmenin temel ilkelerini ortaya atmıştır. Stereoskopik görüntü oluşturma, düz bir yüzeyde üst üste (biraz farklı açılardan) çizilmiş iki resmi her iki göz için farklı filtre edip, her göze kendi açısından çekilmiş görüntüyü sunmak ve derinlik algısı oluşturmaktır. Görüntüler arasındaki fark çok basit bir deneyle ispatlanabilir. Bir ağacın dallarına önce iki gözünüzle sonra tek gözünüzle bir süre bakın. Daha sonra iki gözünüzü tekrar açın, dallar daha derin gözükecektir. Bir başka deney daha yapabiliriz. Tek gözünüzü kapadıktan sonra bir dikiş iğnesine iplik geçirmeye çalışın. Büyük olasılıkla bunu yapmakta zorlanacaksınız. Çünkü tek gözle derinlik algısı olmayacağından, iğne ile iplik arasındaki küçük mesafe farkını algılayamayacak ve ipliği deliğe geçiremeyeceksiniz. Birbirlerinden bağımsız olarak gören gözlerin görüntülerinin tek bir görüntü haline getirilmesi, bunu yaparken iki boyutlu görüntülere üçüncü bir boyut eklenmesi olağanüstü bir durumdur. Retinada İkiye Ayrılan Görüntü, Beyinde Kusursuz Bir Şekilde Birleştirilir Her gözün gördüğü görüntü retinada ortadan ikiye ayrılır. Bu bölümlerden gelen sinyaller ayrı ayrı yollardan beyne ulaşır ve burada tekrar birleştirilir. Bu görüntülerin parçalanması ve tekrar birleştirilmesi için mükemmel bir geometrik uyumun yanı sıra birbirini izleyen kompleks işlemler gerekmektedir. Bu noktada daha ilginç olan bir olay ise beynin parçalanan görüntüyü orjinaline uygun olarak tekrar birleştirmesi ve bu görüntüde hiçbir kayma, karmaşa, kopukluk bulunmamasıdır. Bütün bu mucizevi olaylar insanın iradesi dışında gerçekleşmektedir: Görme olayı biraz daha detaylı incelendiğinde, göz ile beynin büyük bir uyum içinde hareket ettiği daha iyi anlaşılacaktır. Bu işlemlerden birkaçı şu şekildedir: İki ayrı gözün retinasından gelen sinyallerin üst üste çakıştırılması. Bu görüntülerin karşılaştırılarak derinliğin algılanması. Çizgi ve sınırların fark edilmesi. Görme merkezinde renk analizi. Beyinde parlaklığın algılanması. Retinadan gelen görüntünün parçalanıp tekrar birleştirilmesi ve görsel hafızayla tamamlanması. Görüntünün ters çevrilmesi. Kör noktaya düşen görüntünün, boşluk olarak kalmaması için doldurulması. Mekan ve Derinlik Hissini Yaratan Allah`tır Beynimiz, iki boyutlu görüntüleri üç boyutlu hale çevirmekte, derinliği, gölgeleri, renkleri kendi başına ayırt edebilmektedir, bütün bunları küçük bir et parçasının gerçekleştirmesi imkansızdır. Bu muhteşem sistemi yoktan var eden, yaratan ve yapacaklarını ona ilham eden yerlerin ve göğün yegane hakimi olan Allah`tır. Dış dünya hakkındaki bilgilerimiz hem beş duyu ile sınırlıdır, hem de bu duyuların bize algılattığı dünyanın `asıl dünya` ile birebir uyumlu olduğunu gösterecek hiç bir kanıt yoktur. Gördüğümüz dünya zihnimizdedir ve bunun dış dünyada var olan karşılığına ulaşmamız kesinlikle imkansızdır. Maddeyi iki boyutlu olarak yaratıp, iki farklı açıdan görmemizi sağlayan da, bunları birleştirerek üç boyutlu bir şekilde algılattırarak bize mekan ve derinlik hissini yaşatan da O`dur. Bir ayette şöyle buyrulur: O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Mü`minun Suresi, 78) Kör Nokta ve Beynin Tamamlayıcı İşlevi Bu yazıya bakıyor ve sayfayı tam olarak gördüğünüzü sanıyorsunuz. Ama durum öyle değildir. Sayfanın küçük bir noktası var ki o noktayı göremiyorsunuz. Bu, deneylerle ispatlanmış bir gerçektir. Bugüne kadar gördüğünüz görüntülerin her bir karesinde aslında küçük bir noktayı görememiştiniz, çünkü gözünüz bir nokta için hep kördü. Bu körlüğün sebebi, gözü beyne bağlayan sinirlerin gözün bir noktasında bulunmamasıdır. Retinanınbu küçük bölümünde koni ve çubuk hücreleri yoktur. Bu yüzden burası ışığa duyarlı değildir ve retinanın bu bölgesinde görüntü okunmaz. Peki göz içinde böyle kör bir nokta bulunduğu halde nasıl olur da etrafımızdaki herşeyi eksiksiz görürüz. Bunun sebebi beynin tamamlayıcı özelliğidir. Kör nokta yüzünden eksik kalan nokta, çevresindeki fona uygun olarak tamamlanır. Yani beyin, bu noktayı olabilecek en uygun renge boyayarak kamufle eder. (Meliha Terzioğlu, Fizyoloji Ders Kitabı, Cilt 1, İstanbul: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yayınları, s. 437; Jillyn Smith, Sense and Sensebilities, Wiley Science Edition, s. 57) Rahman(olan Allah)`ın yaratmasında hiçbir `çelişki ve uygunsuzluk` göremezsin. İşte gözünü çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4) ilmimercek |
| Soru şudur: `İki artı iki kaç eder?` Mali müşavirinize sorarsanız, `Size kaç lazım?` cevabını alırsınız. Maliyebakanına soracak olursanız; `Dört milyar dolar eder` der. Psikologunuz ise, `Hele şu divana uzanın ve bu sorunun yanıtını niçin bilmek istediğinizi, çocukluğunuzdan başlayarak anlatın` karşılığını verir. Cevabın, soru sorduğunuz kişinin mesleğine göre değişeceğini anlatan eski bir fıkradır bu. Aynı soruya bir matematikçinin cevabı, `Bilmiyorum`dan ibarettir. Mezkur fıkranın devamı değil, gerçekten böyledir. Canım, bilir bilmesine de; bir artı birin ikiye eşit olduğunu bilirse, bilir. Yoksa nerden bilsin. Matematikçi dediğin müneccim değil ki.Meslekten matematikçi Jerry P. King, bunun şaka değil, hakikatin ta kendisi olduğunu söyler. Çünkü matematik tanımlanan aksiyomların üzerinden yürür. Mesela 1, 2, 3, 4, 5... diye devam eden doğal sayıları ele alalım (Bre aman! Buradaki üç noktayla artı sonsuza kadar ulaşılır, rozet yapılmaz.) Eğer doğal sayılar hakkındaki temel kural bilinmezse, dörtten sonra beşin geleceğini de kimse bilemez. Beş (rakamla 5) adını verdiğimiz nesne doğada asla bulunmaz. Zaten matematiksel nesnelerin hiçbirine doğada rastlayamazsınız. Matematiksel dünya idelerden müteşekkildir.Bu dünyada matrisler, transandantal sayılar, analitik fonksiyonlar gibi yığınla varlık birbirleriyle hiç kavga etmeden barış içinde yaşayıp dururlar. Platon`un felsefesine yatkın dille söylersek; matematikçi, insanın eylem ve düşüncelerinden bağımsız yaşayan bu matematiksel varlıkları keşfetmeye kendini adayan kişidir. Demem odur ki; matematiksel nesneler fiziksel aleme ait değildir. Bilim adamları, bilimsiz adamlar yani topyekün insanlık yan yana gelse, fiziksel bir `5` rakamını bile yaratmayı başaramazlar. (Bütün dünyanın bildiği, `5`in sembolü, yani resmidir.) Aksini iddia eden; bir kağıda koyun resmi çizmekle, koyun yaratılabileceğine de inanmak zorundadır. Koyun resminden kurban kesmek ise; Zekeriya Beyazhocanın, `Horozdan kurban olur` fetvası kadar fıkha uygundur. Üstelik, koyun resminin kavurması hiç lezzetli değildir. Matematik tartışma ve pazarlıktan hiç mi hiç hoşlanmaz. Kesin hükmü taşımayan şeye selam bile vermez. Bu konuda kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Sözgelimi, iki artı iki beş diyene de, yüz beş diyene de sittiri çeker. Kimseye ayağı alışsın diye kıyak çekmez.Matematiğe göre bir şey ya kesindir ya da hiçbir şeydir. Filozoflar gibi tartışmakla mesai tüketmez. Diğer bilimlerin aksine her hükmü kesin ve tartışılmazdır. Ve onunla zıtlaşarak kimse bilim yapamaz. Zihinde var olan matematiksel nesneler hakkındaki bilgi, nasıl olur da gözlemleyebildiğimiz fiziksel gerçeklikten daha kesin olabilir? Fiziksel gerçekliğin, zihinde olan ve `inanılan`a mahkum ve mecbur olmasının hikmeti nedir? Sanırım buna benzer sorular yüzünden matematikçi Alfred Renyi, `İnsanın var olmayan şeyler hakkında var olanlardan daha çok şey bilmesi ne kadar gizemli` diyerek küçük dilini yutmuştur. İyi de etmiştir. Çünkü matematik gevezelikten hazetmez. Jerry P. King üstadımız matematiğin sanat olduğuna kendisini öyle kaptırmıştır ki; ona bakarsanız matematikçi sanatçı, matematik de sanattır. Öyle ki, matematiği estetikle, şiirle ilişkilendirmek için kırk dereden su getirir. Getirdiği sular da içilmeye layık sulardır. Ne ki, bir kıza kur yapmak için logaritmadan bahsetmek yerine, `Ben sana mecburum bilemezsin` demek daha evladır. Bana sorarsanız matematikle kız tavlanmaz. Hele ki aşka, hiçbir faydası olmaz. Aşk başlı başına problem oluşturma ve yaşama halidir. Matematik ise yakaladığı her problemin kafasını ezer. Zaten evlilik `ezik kafalı aşk`tan başka nedir ki!.. |

